ILCEDE
SPOR
-
Spor Tarihi
-
Sporla ilgili Tespitler
-
Karate ve Kick-Boxing
-
Avcılık
-
At
1. Spor Tarihi
İlçemizde spora
karşı olan tutku, güreşle başlamıştır. Köy
alanlarında ve harman yerlerinde toplanan gençler,
birbirleriyle güreş tutarlardı.Güreşin en güzel
tekniklerini uygulayıp buna kuvvet ve zekâyı da
katınca tadı doyulmaz oluyordu. İyi güreşen
gençler, "Pehlivan" diye çağrılıyordu.
Çevrede adı duyulan pehlivanlar, köylere davet
edilerek güreştirilirdi. Bunlar geldikleri
köylerde ağırlanarak çeşitli hadiyeler de
verilirdi. Gölbaşı ilçe olduktan sonra, en çok
sevilen ve ilgi gösterilen spor dalı futbol ve
voleybol olmuştur. İlçemize gelen devlet
memurları ve askerler, bir arada top oynarlardı.
Saha olarak da İstasyon yakınlarındaki bir alanı
kullanırlardı. İlçenin kaymakamı ve Necmi
adındaki şahıs, arkadaşlarına ayak topunu
sevdirir. Necmi bir gün arkadaşlarına "Ben,
Adana'da ayak topunu öğrendim; Pazarcık'ta da
oynuyorlar. Gelin biz de oynayalım! " der.
Toplam 12 kişi olan gençlerden iki takım
oluşturulur. Oyun artuk gençlerin hoşuna
gitmiştir. Necmi Bey'den sonra, Nato Tesisleri'nde
çalışan Cansu Bey, kendi parasıyla sarı-lacivert
renklerinde ilk formayı yaptırır. Üzerine de
"GÖL SPOR" yazdırır.Takımın
oluşturulmasında Kasap Abdo, Seydi Gültekin ve
dönemin Pancar Şefi, Cansu Bey'e yardımcı
olurlar. Bu yılların (1958-1963) bilinen ilk takım
oyuncuları Necmi Bey, Terzi Vakkas, Mustafa Ersoy,
Resul Kıraç, Seydi Gültekin, Hacı Kabak, Hamdi
Çıra, Terzi Davut, Mehmet Tuğtekin, Adem
Arıkçı, Yakup Gültekin, Mehmet Ürkmez, Sait
Özer, Abdullah Erkılıç, Nuri Kara, Gazi Burç,
Mehmet Aytekin ve Mehmet Demirci'dir. Daha sonra 2.
kuşak diyebileceğimiz : Ahmet Demirci, Mustafa
Köseler, Hasan Şafak, Celal Kara, Ahmet Gül, Orhan
Temiz, İskevyo Ziya, Mustafa Özdemir ve İsmet
Tetik gelmişlerdir. Böylece futbol, ilçenin bir
tutkusu haline gelmişti . Gençler,
arkadaşlıklarını sporla daha da pekiştirip,
sevgi ve saygı bağlarını kuvvendirmişlerdir.
Mahalleler arası futbol maçlarının yanı sıra,
komşu il ve içelerle de maçlar yapılarak bunlarla
da dostluk ve arkadaşlık kurulmuştur.Yapılacak
maçlar, bir hafta önceden kahvehanelere ve ilan
tahtalarına yazılarak halka duyuruludu. Maç gün
mahşeri bir kalabalık olur, yaşlı, genç, çocuk
demeden herkes maç seyretmeye gelerek takımlarını
centilmence desteklerlerdi. Maç öncesi de misafir
takıma ilçe gezdirilir, izzet ve ikramlarda
bulunularak sporun dostluk olduğu isbat edilirdi.
İlçemizde ilk
resmî kulüp, 1974 yılında "GÖLBAŞI SPOR
KULÜBÜ" adıyla kurulmuştur. Renkleri
kırmızı-beyaz olan kulüp Adıyaman Amatör
kümede mücadele etmeye başlamıştır. İlçede
500 kişilik prtatif tribünlü stad ve 500 kişilik
de Kapalı Spor salonu bulunmaktadır. 1996 yılında
adını "GÖLBAŞI BELEDİYE SPOR KULÜBÜ"
olarak değiştirmiştir. Kulüp, Futbol, Voleybol,
Yüzme, Karate ve Kıck Box dallarında
faaliyetlerini sürdürmektedir. Halen, 300
civarında lisanslı sporcusu mevcuttur.
2. Sporla ilgili Tespitler
Futbol takımının
ilk kalecisi: Mustafa Ersoy
Takımda en fazla
kalecilik yapan: Mehmet Tuğtekin
İlk profesyonel oyuncu
: Necati Çelik
İlçenin diğer
profesyonelleri: İbrahim Erdoğan, Basri
Ekşiler, Zübeyir Karasoy, Nevzat Selvitopu
ve Şahin Eryılmaz
Yurt dışındaki ilk
lisanslı futbolcu : Mehmet Özdemir
Emektârlar : Yakup
Gültekin, Mehmet Kutlu, Kemal Özdemir, Ercan
Akpınar
3. Karate ve Kick-Boxing
İlçemizde,
futboldan sonra en fazla ilgi toplayan spor dalı
Uzak Doğu Sporlarından Karate ve Kick
Box'udur.Kişiyi ruhen ve bedenen huzura ve
sağlığa kavuşturan bu spor dallarının temel
felsefesi: Doğruluk, kardeşlik, barış, sevgi ve
saygıdır. Bir başka amacı, gençlerimize vatan
sevgisi kazandırmaktır.Bu sebeple, çalışmalara
başlarken ve çalışmalar bittiğinde bütün
sporcular bayrağı selâmlarlar. Bu spor
dallarının çalıştırıcısı olan Abdurrahman
Demir, 1964 yılında Gölbaşı'nda doğdu. 1985'te
Gaziantep'te karateye başladı."Siyah kuşak 3
DAN " olan Demir, 3 defa Türkiye şampiyonu, 1
defa Türkiye 2.'si, 1 defa da Uluslar arası Karate
şampiyonu oldu. Daha sonra, Kıck Box'una merak
salan Demir, antranörlük seminerine katılıp bu
dalda da belge aldı. Uzak Doğu Sporlarını çok
sevdiğini belirten Demir, ilçemizde 1991 yılından
beri, çalışmalarını sürdürmektedir. Bu süre
içerisinde, ilçemizde Türkiye 1.'si, 2.'si ve
3.'sü olan sporcular yetiştirmiştir.
Yetiştirdiği sporculardan Millî takıma kadar
seçilme başarısı gösterenler olmuştur. Şu
anda, ilçenin tek federe spor kulübü olan
"Gölbaşı Belediye Spor" 'un
destekleriyle çalışmalarını sürdürmektedir.
4. Avcılık
İlçemizde hobi
sporu olrak yapılan avcılık, insanlarımızın
tarihi kadar eskidir. Büyüklerimizin
anlattıklarına göre, eskiden yöremiz çeşidi ve
bolluğu bakımından tam bir kuş cenneti idi. Bu
özelliğinden dolayı, avcılık da eskiden beri
sürekli olarak yapılagelmiştir. Yöremizde av,
suda ve dağda yapılmaktadır. Suda en fazla ördek,
kaz, kara batak ve sakarmeke; dağda ise keklik,
bıldırcın, tavşan ve tilki avı yapılmaktadır.
Bunlar içersinde en çok sevilen ve yapılan keklik
avıdır. Keklik avcılarının bu merakı, hastalık
haline gelmiştir. Özel kahvehanelerde ve evlerde
keklik ve keklik avcılığı üzerine ateşli
sohbetler yapılır. Okuma yazması olmadığı
halde, saatlerce konuşan avcılar vardır.
Anlatımı heyecanlı, sade ve anlaşılır
biçimdedir. Çevresine toplananlar da aynı zevk ve
heyecanla onu dinlerler. Bir keklik yakalamak için,
işini gücünü bırakıp Erzurum, Kars ve Sivas'a
giden avcılar vardır.Daha ilginci karısına :
"Kekliğime bir şey olursa, kendini yok
bil!" veya "Seni kovarım!" diyen
avcılara rastlamak mümkündür yöremizde...
Avcılar, genellikle avlarının yerini daha önceden
bilirler. İzini takip ederek, sesini dinleyerek veya
tuzak (kurak) kurarak avlarını yakalamaya
çalışırlar. Gitmeden önce de bir asker gibi
teçhizatını hazırlar, gerekli işlemler bitince
yola koyulurlar. Konuştuğumuz avcılar avlanma ile
ilgili bize şunları anlattılar: İyi bir avcı,
akıllı ve kültürlü olmalı. Hayvanları ve
ülkesini sevmeli. Avlanmayı bilinçli yapması
gerekir.Yumurta ve yavrulara dokunmamalı,
avlanmanın yasak olduğu sahalara girmemelidir.
Mevsimine ve kurallara mutlaka uyması lâzımdır.
Yapılan av, katliama dönüşmemelidir. İlçemizde
su kaynaklarının fazla olması nedeniyle balık
avlama sporu da önem kazanmıştır. Sularımızda:
" yayın, yerli ve aynalı sazan, sarı balık
ve sardalya" çıkarılmaktadır. Balık avı
ise ağ, mesine(olta), zıpkın ve matra ile
yapılmaktadır. Fakat, günümüzde dinamit,
elektrik ve zehirle balık avlamaya çalışan
bilinçsiz ve kültürsüz kişilere de
rastlanmaktadır. İlçemizde, avcılığı bilinçli
yapmak, yasalara ve kurallara uymak, avcılar
arasındaki sevgi, dostluk ve dayanışmayı sağlamk
amacıyla "AVCILAR VE ATICILAR KULÜBÜ"
kurulmuştur. Av sporu için, oldukça gelişmiş ve
modern av malzemeleri satan üç tane dükkân
bulunmaktadır. "Balık tutmak mı?" diyor
bir başka büyüğümüz. "Elimizle tutardık
yavrum, elimizle. Dere kenarındaki oyuntulardan ya
da coşan suların çekilmesiyle otlar arasında
kalan balıkları ellerimizle tutardık. Ağıma
takılan 145 kilo ağırlığndaki balığı yüzüp
50-60 kişiye sattığımı dün gibi
hatırlıyorum." diyor Balıkçı Osman Emmi...
Doğan Çıra ise " Hiçbir şey oltayla balık
tutmanın zevkini veremez. Solucanı iğneye
takıyorsun, oltayı sallaya sallaya lüp diye suya
atıyorsun! Sırtını da bir kayaya dayıyorsun.
Birazdan mantar su yüzünde oynuyor . Birden oltayı
çekiyorsun, ucunda çırpınan balığı görünce
bu zevki tarif etmek mümkün mü?" diye
ekliyor.
5. At
Kaynak kişi olarak
baş vurduğum Savran köyünden Ahmet KISKAÇ ile
sohbet ediyordum. Kitap için çekilmiş
fotoğraflara bakıyordu. Fotoğraflardan biri
ilgisini çekmiş, onu duygulandırmıştı. Biraz
durdu; sonra derin bir "ah" çekti.
Gözlerini uzak bir noktaya dikmiş, beni de
unutmuştu. Bir Ahmet Ağabey'in gözüne, bir
elindeki resme baktım. Doğrusu gözlerinden
herşeyi anlamıştım. "Anlatır mısın
Ağabey? " dedim. Gözlerimin içine
baktı,baktı... Sonra, zor da olsa konuşmaya
başladı: "At!..." dedi."Beni bu at
duygulandırdı. Bir zamanlar o benim, o bizim her
şeyimizdi; bizden bir parçaydı o... Derdimize
ortak olur, sevincimizi paylaşırdı.Onun
omuzlarında yüzyılların yükünü
gördüm.Dağlardan odunumuzu, tarladan
buğdayımızı çekerken gördüm. Hasta Fadıma
Teyze'yi gördüm... Sevdiğimi,. Anamı, bacımı,
köyümü, gördüm bu atta... Şerefimi, şanımı
ve kudretimi gördüm bu atta... Bir zamanlar, benim
de bir atım vardı. Yola iyi giderdi. Sadakati en
candan dostta dahi bulunmazdı.Karşılıklı
konuşurduk sanki. Babam almıştı onu. Çok iyi
anlardı attan.Doru atı çok severdi. Uzaktan onun
nasıl bir at olduğunu hemen anlardı babam. Alnı
akıtmalı mı, üç ayağında sekili mi var? O at
iyidir, alabilirsin. Tek veya çaprazlama
ayaklarında sekili bulunan at da iyidir. Ama,
karşılıklı ayaklarında ve dört ayağında da
sekili olan at, iyi olmaz. Alnı sakar,(alnı beyaz)
olan at da iyi değildir." Ahmet Ağabey,
kaybettiği sevgilisine kavuşmuştu artık.
Yılların özlemi vardı içinde. Bırakmak
istemiyordu onu. Mutluydu.. Onu sevdiğinden ayırmak
mümkün değildi. Sevdiğini anlatmakla, övmekle
bitiremiyordu."Al at, uğursuz sayılırmış
bizde, kimse beslemez onu.. Kır at, çok yaşar.
Babam kırı kırk yaşat, kardeşine sat! derdi. O
kadar uzun ömürlüdür. Doru at, yaşını hiç
belli etmez. Gençliğini ve güzelliğini sürekli
korur. Yağız ata gelince, o da iyi değildir. En
huysuz ve en soysuz atların onlar arasından
çıktığı söylenir.Bizim buralarda at için
söylenen şu ata sözünü hemen hemen herkes bilir:
ALMA ALI, SATMA KIRI, YAĞIZIN BİNDE BİRİ, İLLE
DORU, İLLE DORU! Atlar da tıpkı insanlar gibidir;
bazan içli, bazan duygusaldırlar. Dünyalarını
bakışlarından anlamak mümkündür.Sevilmek,
beğenilmek isterler. Unutulmak onların en büyük
üzüntüsü, en büyük korkusudur. Evet,
unutulmak!... Acıların, yalnızlığın en
büyüğü unutulmaktır onun için. En son ne zaman
beraber olmuştu süvarisiyle, hatırlamıyor. Ama ne
fark eder. İnönü, Sakarya, ya da Başkomutanlık;
ayrı olduktan sonra... Şimdi her biri ayrı bir
yerde. Birbirine hasret iki dost: at ve süvari...