ILCENIN
SOSYAL ve KULTUREL YAPISI
-
Doğum
-
Düğünlerimiz
- Kız
isteme,Söz kesme,Nişan
- Düğüne
hazırlık
- Düğün
Töreni
- Sünnet
Töreni
-
Cenaze
-
Mahalli Yemekler
-
Tatlılar
1. Doğum
Doğum
olacak eve, tecrübeli ve genellikle de yaşlı
kadınlar çağrılır.Bu kadın, doğuma yardımcı
olur, doğan çocuğun göbeğini keser.Bundan
dolayı bu kadına "Ebe" denir. Dünyaya
gelen çocuk, yaşadığı müddetçe bu kadını
"ebe" bilip saygı duyar. Doğum sonrası
babaya ve diğer büyüklere çocuk müjdelenir.
Müjdeyi verene de bahşiş verilir. Doğum evinde
buğday ve mısır kaynatılır.Şeker, kuru üzüm
ve kaynatılan mısırla buğday gelenlere ve
komşulara dağıtılır. Buna "GOHMET"
denir. Çocuğa ismi ailenin büyüğü
koyar.İsimler, genellikle aile büyüklerinden veya
İslâm tarihinden seçilen birinin adıdır. Aile
büyüklerinden ölen olmuşsa onun adı tercih
edilir. Çocuğa verilen ad, bir kulağına
ezan,diğer kulağına kamet okunarak söylenir.Anne,
çocuk doğmadan önce eşyalarını
hazırlamıştır. Hazırlanan bu eşyalarla
çocuğun yatacağı yer düzenlenir. Bu esnada
çocuğu "al basmasın" diye beşiğinin
üstüne Kur'ân-ı Kerim, içine iğne
batırılmış soğan, yastığının altına bıçak
ya da demir parçası konulur. Bazı yerlerde bacaya
kara çal konulduğu da görülmektedir.Akraba ve
komşular, çocuğu çeşitli hediyelerle görmeye
gelirler.Buna"DOĞDU GÖRME" denir.
Çocuğun ilk güldüğünü görene hediyeler
verilir. Gelenek olarak çocuk, 3 günlük iken
tuzlanır. Tuzlama: tuz, bal, çörek otu ve kolonya
karıştırılarak yapılır. Bu karışım çocuğun
her yanına sürülür.1-2 saat sonra da banyo
yaptırılır. Bu iş, 20. gün tekrarlanır. Buna
"BEBEĞİN TUZLANMASI" denir. Doğumdan
kırk gün sonraya kadar geçen süreye "KIRKI
ÇIKMA" denir. Anne, kırkı çıkıncaya
dek, mecbur olmazsa dışarı çıkmaz.Aynı anda
kırkı çıkmamış iki anne birbirleriyle
karşılaşmaz, birbirlerini görmek istemezler.
Mecburiyet olursa "iğne değişirler". Bu
da batıl bir inanıştır.Güya kırkı çıkmamış
anneler, bu tür davranmazlarsa yavrularının deli
ya da hasta olup öleceğine inanılır.Hatta kırkı
çıkmamış bir anne, kırkı çıkmamış herhangi
bir hayvandan da kaçar.Kırk gün sonra, önce
annenin daha sonra çocuğun kırkı
çıkarılır.Kırk çıkarma şöyle yapılır:
kalbur üzerinden su boşaltılır. Sular
dökülürken "Bu kadınların kırkı, bu
kurtların kırkı, bu kuşların kırkı....."
denerek anne olabilecek canlıların büyük bir
kısmı sayılır. Böylece annenin ve çocuğun
kırkı çıkarılmış olur ve anne de serbest bir
şekilde dolaşmaya başlar. Çocuk ilk dişini
çıkardığında, bunu görene hediye verilir. Yine
buğday ve mısır kaynatılıp şekerle birlikte
komşulara dağıtılır.Buna da "DİŞ
HEDİĞİ" denir. Çocuk, ayağa kalkıp
yürümeye başladığında, sık ,sık düşer.
Batıl bir inanç olarak, çocuğun ayak bağının
çözülmesi gerektiğine inanılır.Bunun için de
çocuğun iki ayağı iple bağlanır. İki eline
sade yağla yapılmış dürüm verilir. Çevredeki
çocuklar da çağırılıp bu dürümü , çocuğun
iplerini kırarak kaçırmaları istenir. Çocuklar
dürümü alıp kaçarlar. Bu geleneğe de KÖSTEK
KIRMA" denir.
2. Düğünlerimiz
Kız
isteme,Söz kesme,Nişan
Yöremizde
evlilikler genellikle görücü usulüyle
yapılır.Ortalama evlilik yaşı erkekler için 18
iken bayanlarda bu rakam daha da aşağıdır.
Evlilik çağına gelen gence, yakın çevresi
adaylar bularak tavsiye eder. Genç, kendisine
tavsiye edilen adayları görmek ister.Bunun
üzerine, çoğunlukla kızın yakın bir akrabasına
çay içmeye gidilir. Bu ziyarette, misafirlere
yapılan ikramı kız getirir ve böylece oğlan
kızı görmüş olur.Köylerimizin birçoğunda kız
görme, çeşme başlarında kızın suya gelmesi
beklenerek ya da tarlada kız çalışırken
yapılır. (Evlenme çağına geldiği halde, ailesi
tarafından herhangi bir girişim görmeyen erkekler,
ailesini harekete geçirmek ve evlenmek isteğini
bildirmek amacıyla, sabah kalktığında
kullandığı yastığı, yorganının içine
uzatır. Aynı konuda, kızlar da yaptıkları
yemeğe ya çok tuz atarlar, ya da hiç tuz atmazlar;
ya da çeyiz eşyası olarak yaptığı el
işlemelerinden bazılarına sevdiği gencin ismini
işlerlerdi. Bu hareketler "Beni
evlendiriniz!" anlamlarına gelir.Bu konu ile
ilgili köylerimizden birinde şöyle bir nükte
anlatılır: "Evlenme çağı geldiği halde,
ailesinin umursamaz tavırlar takındığını gören
genç, her gün yastığını yorganının içinde
bırakarak kalkar. Bunu gören anne, beyine:
- Herif, çocuğun
yaşı geçiyo, bunu everek. Hemi, gendisi de
evlenmek istediğini hal ve hareketleriyle belli
ediyo,der. Baba:
- Olur Hanım! Şu
eşeği satalım da düğün masrafını karşılar,
oğlanı eveririz diye cevap verir.
Kapı aralığından
bu konuşmayı dinleyen genç umutlanır,sevinir.
Aradan epeyce bir zaman geçtiği halde, eşeğin
lafının bile edilmediğini gören genç,
dayanamayıp bir gün annesine:
- Ana, hani ne oldu
lafınız? diye sorar.
Annesi:
- Ne lafı oğlum?
deyince,
Oğlu:
- Ne lafı olacak,
tabii ki eşek lafı !... diye cevap verir.
(O günden bu yana
evlenme çağı geldiği halde, kendisine teklif
getirmeyen ailelerin bazılarında, gençlerin
annelerine: "Ana,babamla eşek lafı etmiyonuz
mu?" diyerek serzenişte bulundukları
söylenir.)
Damat adayı, kızı
beğenirse, aile efradından annesine kızı
beğendiğini söyler.Anne de konuyu babaya
açar.Müsait bir zaman tayin edilerek, kadınlar
kendi aralarında çok yakın çevrenin bir-iki
kadınını da alarak kız evine gider.Gelin adayı
görülür; konu kızın annesine açılır.Buna "AĞIZ
YOKLAMA" denir.Kızın annesi , olumlu
tavır içerisinde olursa "Danışak,
görüşek, sorup-sual edek!" deyip durumu kıza
ve babasına da açıp sonucu bildireceğini
söyler.Bunun üzerine konu kız annesi tarafından
gelin adayına ve babaya açılır. Damat adayı
araştırılıp soruşturulmaya başlanır.(Bu
araştırmada Damadın içki,sigara,kumar vb. gibi
kötü alışkanlıklarının olup olmadığı
soruşturulur.)Eğer sonuç olumlu ise, damat
tarafına haber gönderilerek gelmeleri istenir.İlk
önce damat adayının ailesi ,genellikle tatlı
türü bir hediyeyle gider. "Allah'ın emri,
Peygamberin kavliyle" kızı isterler. Kız evi
de "Yakın çevrenizi falan zaman alıp
gelin.Cevabımız olumludur." der.Yapılan
ikramlardan sonra eve dönülür. Belirlenen tarih
geldiğinde damat tarafı, yoğurt,baklava, şerbet,
çatal,kaşık gibi akşam ikramda kullanılacak
malzemeleri alıp gündüzden kız evine
gönderir.(Daha önceleri "Kınalı Kömbe"
ya da "Şireli Kömbe" adı verilen
pekmezli hamurdan yapılmış tatlı; veya "On
iki Katlı Teşt kömbesi" gönderilir ve buna
da "Kömbeli Gitme" adı verilirdi.) Yakın
akraba ve dostlara "Akşama bir hayır işimiz
var, bizim evde toplanıp falanın kızını istemeye
gideceğiz!" diye haber gönderilir.Akşam
oğlan evinde toplananlar, yanlarına bir de hoca
alarak kız evine giderler.Kızı istemeye gidenler "DÜĞÜRÇÜ"
denir.Bu ziyaret çoğunlukla akşamla yatsı
arasında yapılır.Ziyarete gidilirken damat evinden
sadece 3-5 kadın, yapılacak ikramlara yardımcı
olmak üzere gider; diğer gidenler erkektir. Kız
evi de kendi çok yakın çevresini evinde toplamış
ve damat tarafını beklemektedirler. Kızı istemeye
gelenlerin en büyüğü ve değer verilen kişisi
konuyu açarak yine "Allah'ın emri, Peygamberin
kavliyle" kızı ister.Kız babası kendi
ailesinin büyüğünü göstererek "Ben bilmem
bu bilir" diyerek o kişiyi vekil tayin
eder.Vekil olan kişi de: "Cemaat uygun
görmüşse Allah hayırlı eylesin!" diyerek
olumlu cevabı söyler.Bunun üzerine Hoca Kur'ân
okur. Sonunda "Fatiha" okutarak dua
yapılır. Akabinde gündüzden getirilen tatlılar
ikram edilir.Sonra bir daha dua yapılır ve
misafirler kalkıp giderler.Damadın ve gelinin
ailesi önceden aldıkları söz yüzüklerini, damat
tarafının bir büyüğüne(Genellikle kaynana)
taktırırlar.Yüzüğü genellikle talihi düzgün
olan kişi takardı ki, genç çiftlerin de talihi
düzgün olsun diye.Buna "SÖZ KESME "denir.e
skiden bu geleneğe "BERKLİK" de
denirdi. (Yerini sağlamlaştırma anlamındadır.)
Söz kesme sonrası,
iki aile karşılıklı konuşarak yapılması
gereken işleri planlar.Eğer, nişan yapılması
istenirse kararlaştırılan günde nişan
yapılır.Nişan, söz kesmede olduğu gibi akşam
erkeklerin, gündüz de kadınların kız evinde
toplanması ile yapılır.Bu törende de yine söz
kesmedeki ikramların aynısı yapılır. Bunlardan
farklı olarak, gündüz kadınların töreninde
geline yakın çevre tarafından "Takı"
adı verilen, altın başta olmak üzere çeşitli
hediyeler takılır.Yine, tören sonunda
çiftlerenişan yüzüğü çeşitli takılar
takılır.Nişan yüzüklerinin damadınkini kız
evi, gelininkini oğlan evi önceden, parmaklarının
da ölçülerini alarak, tedarik etmişlerdir.Nişan
töreninin bazen düğünlü yapıldığı da olur.
Daha sonraları damat evi aralıklarla kız evini
ziyaret eder. Bütün ziyaretlerde gelin adayına
kıyafet ve takı cinsinden çeşitli hediyeler
getirilir.Kız evinin istekleri sorulur.Bazı aileler
oğlan evinden isteklerini liste haline getirerek, bu
listedekilerin alınmasını isterler.Listede
çoğunlukla altın ve ev eşyaları vardır.Bu
listeyi alan damat tarafı istekleri yerine getirmeye
başlar. (Eskiden liste verme yerine başlık parası
anlamına gelecek "KALIN" adı
verilen bir gelenek vardı.Bu geleneğe göre kız
babası damat evinden belirli miktarda para talep
eder; bu para çok yüksek meblağlarda olursa
araya ileri gelen büyükler girerek, pazarlık
yapıp bu miktarı düşürmeye çalışırlardı.
Kalın adı verilen bu parayı , başlık parasından
ayıran özellik: bu para, kız babası tarafından
gelin olacak kızına harcanırdı.)
Gelin adayı da
küçüklüğünden beri başlattığı çeyizini
tamamlamaya koyulur. Kızın çeyizinin
tamamlanmasına ,yakın çevresi de yardım eder.
Damat da aralıklarla hediyeler alarak gelin evini
ziyaret eder.Bilhassa bayramlarda, sadece damat
değil, damadın yakınları da gelini hediyelerle
ziyarete giderler. Buna "GELİNLİK
GÖRME" denir.
Düğüne
hazırlık
Bütün
hazırlıklarını tamamlayan damadın ailesi, kız
evine giderek düğün tarihini belirler. Bundan
sonra her iki tarafta da hummalı bir çalışma
başlar.Damat evi, düğüne davet edeceği kişileri
belirler. Bu kişiler, davetiye yerine geçen ve
bazı yörelerimizde "OKUNTU", bazı
yörelerimizde ise "DÜRÜ" adı
verilen hediyelerle düğüne çağırılır. Okuntu
veya Dürü, fakir olan kimseler vasıtasıyla
dağıttırılır; çünkü, bu kişilere davetiyeyi
alanlar "bahşiş" verirler. Okuntudaki
hediyeler, çağrılan kişinin aileye olan
yakınlığına göre değişir.Önceleri koyun,
keçi ve büyük baş hayvanlar da okuntu olarak
gönderilirken, daha sonraları giyim ve ev
eşyaları okuntu olarak dağıtılmaya
başlanmıştır.Hatta, kıtlık dönemlerinde
"Çay Şekeri" 'nin de okuntu olarak
gönderildiği söylenmektedir. Damadın ailesi,
değer verdiği, ileri gelen bir kişiyi belirler ve
kıymetli hediyelerle evini ziyaret ederek, ona "SAĞDIÇLIK"
teklifinde bulunur. Sağdıcın görevi oldukça
ağırdır. Düğünün bütün organizasyonu ve
yönetimi onun omzundadır. Bu yüzden yöremizde
sağdıca çok değer verilir. Sağdıç olan kişi,
ailenin bir ferdi sayılarak hürmet görür.Yani
sağdıçlık, bir nevi yapay akrabalıktır.
Sağdıçlık teklifini kabul eden kişi, hemen
göreve koyulur. Diğer taraftan, gelin evi de
hazırlıklarını tamamlamaya çalışır. Gelinin
çeyizine katkıda bulunmak amacı ile yakınları ,
genellikle ev eşyası türünden çeşitli
hediyelerle (Daha çok eksiği olan eşyalarla) gelin
evini ziyaret ederler. Buna"ÇEYİZ
GÖRME" adı verilir. Kız evi de
düğüne,yakın çevresini davet eder.Bu davette
okuntu gönderilmez. Düğünden üç gün önce,
gelin ve damat tarafının yakınlarından oluşan
kadınlar, gelinin geleceği eve, alınan eşyaları
düzerler. Buna da "ÇEYİZ SERME"
denir. Çeyiz sermeye giden kadınlara, damat tarafı
yemekli ikramlarda bulunur.
Düğün
Töreni
Düğünlerimiz
eskiden ortalama bir hafta sürermiş. Şimdilerde
Cuma günü başlayıp pazar günü sona ermektedir;
yani üç gün devam etmektedir. Düğünlerimiz
davul-zurna ile yapılır. Bazı düğünlerimizin
çalgısız veya mevlit okutularak yapıldığı da
vakidir.(Son yıllarda orkestra ile ya da düğün
salonlarında yapılan düğünler de olmakla
birlikte, henüz geleneksel hale gelmemiştir.)
Düğün öncesi damat tarafı, gücü kuvveti
yerinde, biraz da fakir olan bir kişiyi "BAYRAKÇI"
tayin eder. Bayrakçının görevi, kendisine teslim
edilen düğün bayrağını, düğün bitimine kadar
muhafaza etmek , halay tutulması, misafirlere
yapılacak ikramlar, gelin almaya gidiş-geliş gibi
konularda düğün evine yardımcı olmaktır. Bazı
köylerimizde kız tarafı bayrakçının elinden
bayrağı kaçırmak ister. Bayrağın
kaçırılması törelerimizde çok büyük bir kusur
sayılacağı için, bayrakçı kuvvetli kişilerden
seçilir. Bu kişiler, hemen hemen her köyde belirli
olduklarından bulundukları köyün bayrakçısı
olarak nam salarlar. Düğünün başladığı
anlamında, düğün evinin damına bayrak asılır.
Bayrağın asıldığı direğin üstüne de
elma,portakal,ayva, nar cinsinden bir tane meyve
takılır. Daha sonra, sağdıç, davul-zurnayı,
damat tarafının yakınlarından başlamak üzere,
çaldırarak köyü dolaştırıp düğünün
yapılacağı yer olan damadın evinin önündeki
alana gelirler. Davulcu ve zurnacıya damat evi,
basma ve kumaş türünden hediyeler vererek
boyunlarına asar. Bu hediye düğün süresince
çalgıcıların boynunda (Davulcu davuluna da
asabilir.) asılı durur. Sağdıç hemen ilk
halayın tutulması için, çevredekileri elele
tutuşturur. Böylece düğün başlamış olur.
Düğünlerimizde erkekler ayrı, kadınlar ayrı
eğlenirler. Düğüne dışarıdan gelenler,
geldiklerini belli etmek amacıyla,düğün yerine
yaklaşınca silah sıkarlar. Silah sesini duyan
sağdıç ve yakınları, hemen davul-zurnayı alarak
misafirlerini karşılarlar. Misafirler de davulcuya
bahşiş verirler. Misafirler düğün alanına
girince herkes ayağa kalkıp "hoş
geldiniz" der. Düğüne devam edilir.
Dışarıdan gelen misafirleri düğün evi
dışındaki komşu ve yakılar kendi evlerinde
yatırıp misafir ederler.
Sünnet
Töreni
Yöremizde
sünnet yaşı, ortalama 2-7 arasıdır. Çoğunlukla
sünnet, sade bir törenle yapılır. Bazen bu
törenin Mevlitle, bazen de düğünle yapıldığı
görülür.Sünnet öncesi,çocuğun ailesi
"KİRVE" yapmak istediği kişiye çeşitli
hediyelerle teklif götürür. Kirve, bölgemizde
akrabalıktan daha ileri bir yakınlığa sahiptir.
Kirveler,çocuklarını birbirleriyle evlendirmezler.
Çünkü, kirve çocukları kardeş sayılır. Yani
kirvelik, bir nevi yakın akrabalık teklifidir. Gün
tespit edilip, sade bir tören yapılacaksa çok
yakın 1-2 kişi dışında, kimseye haber vermeden
ve genellikle de bu işi meslek edinmiş
sünnetçiler aracılığı ile sünnet yapılır.
Çocuğun yatağını kadınlar süsleyip
hazırlarlar. Sünnetten önce kirvenin hanımı,
sünnet olacak çocuklara banyo yaptırır. Kirve de
önceden çocuğa kıyafetlerini alır. Sünnet
esnasında da çocuğun ağzına lokum ve çikolata
türünden tatlılar verir. Sünnet sonrası kirve ve
yakınları çocuğa "takı takarlar".
Takı, genellikle altın ve paradır. Daha sonraki
günlerde de Kirveler arasında hediyeli ziyaretler
devam eder. Kirve, ailenin adet edindiği kişidir;
Aile onu sürekli kirve yapar.Kirve, değiştirmek
pek hoş karşılanmaz. Düğünle sünnet
yapılacaksa, tören evlenme düğünlerine benzer...
3. Cenaze
Cenaze imecesine
yöremizde çok önem verilir. Ölüm haberi duyulan
kişiye, son görevlerini yapmak üzere çevre,
akraba, dost ve hatta bunu bir ibadet ve gelenek
bilen çoğu kişiler öleni tanımasalar bile hemen
cenaze evine giderler. Cenaze sahiplerini hiç bir
zahmete sokturmadan yapılması gereken tüm işleri
gelenler yaparlar. Cenazenin yıkanmasından
namazının kılınmasına, mezarının
kazılmasından, defin işlemine kadar, cenaze
sahipleri zahmete koşulmadan yerine getirilir.
Cenaze sahipleri sadece, cenaze yıkanırken ve
mezara konar konarken son görevlerini yaparlar.
Cenaze evden götürülmeden kadınlar "Ağıt
yakarlar". Çevrede "ağıtçı"
olarak bilinen kadınlar, genellikle her cenazeye
katılarak ağıt yakarlar. Cenazenin defninden
sonra, kalabalık eve döner. Evin önünde Kurân
okunur. Daha sonra cenazenin yakınları yan yana
dizilirler. Cenaze törenine katılan herkes, tek tek
cenaze sahiplerine "Baş sağlığı"
dilerler. Cenazenin komşuları, bundan sonra
"baş sağlığı" na gelenlerin
oturabilmeleri için,cenaze evini toparlayıp
hazırlamışlardır. Taziyeye gelen herkes burada
kabul edilir. Taziye süresi, 1 ila 2 hafta
arasındadır. Tüm taziye boyunca, cenaze
sahiplerini taziye için ziyaret edenler, bu eve
gelirler.Gelenler, ölenin ruhuna Kur'ân ve Fatiha
okuyup, bir müddet sonra yeniden "baş
sağlığı" dileyerek kalkarlar. Cenaze evinde
taziye süresince kazan kaynamaz. Yemeği komşu ve
yakınlar getirirler. Gelenlere çay ikramını da
yine komşu ve yakınları yaparlar. Cenaze
sahipleri, taziye süresince tıraş olmaz,
elbiselerini değiştirmez ve saçlarını
taramazlar. Bu, yaslı oldukları anlamındadır. 3
veya 7 gün sonra yemekli mevlit okuturlar. Baş
sağlığı süresince de kadınlar ayrı, erkekler
ayrı yerde toplanır. Kadınlar "ağıt
yakma"ya devam ederler. Taziye bittikten sonra,
cenaze sahiplerine yakın olan kişiler, ya berber
getirerek, ya da tıraş olacak kişileri berbere
götürerek sakallarını kestirirler.
4. Mahalli Yemekler
İçli Köfte, Çiğ Köfte,
Bulgur Pilavı, Firik Pilavı, Keklik Kömbesi, Kül
Kömbesi, Yahni, Boranı (Pirpirim cacığı), Dilik
Çorbası, Şapalak,Basalla, Yavan Köfte, Kınalı
Kömbe(Şireli Kömbe), Tarhana Kavurması, Püso
Ombacı, Bastık Kavurması, Dövmeç, Tomaka,
Çağla Eşkilisi, Çökelek Kavurması, Bulama,
Poğaç Ekmeği...
Dövmeç
Yemeği
Patlıcan, domates ve biber, herhangi bir
işlem yapılmadan fırına verilir. Fırında pişen
patlıcan, biber ve domatesin kabukları soyularak
sarımsak da ilave edilip bir tepside dövülür.
(Dövme işlemi genellikle ya tahta tokmakla ya da
bardak altıyla yapılır.) Daha sonra bu karışıma
sade yağ konarak tekrar fırına verilip tuz ilave
edilerek afiyetle yenir.
5. Tatlılar
Kırma, Bastık
(üzüm pestili), Şıllık, Ceviz,fıstık ve üzüm
sucuğu, Helle, Ravak şerbeti, Doğramaç dürümü,
Üzüm hoşafı, Çiğdem Sütlacı...
Çiğdem
Sütlacı
Çiğdem
mevsiminde toplanan çiğdemlerin meyve kısmı,
tencere içerisinde sütle birlikte iyice
kaynatılır. Toz şeker ilave edilerek, kâselere
konulup dolapta soğutulur.Daha sonra, istenirse
ayrı ayrı fırınlanıp kaymakları kızartılır,
ya da fırınlanmadan yenir.